Bu Blogda Ara

28 Nisan 2011 Perşembe

TÜRKLÜĞÜN HAKİMİYET SEMBOLÜ : ÇİFT BAŞLI KARTAL




TÜRKLÜĞÜN HAKİMİYET SEMBOLÜ :


ÇİFT BAŞLI KARTAL

Şamanizme göre; yer ile göğün arasındaki çelik kapıyı tutan kartal.
 
Diğer isimleriye söyleyecek olursak öncelikle, Alaiye "Alanya Kartalı", "Anadolu Kartalı" Selçuklu Kartalı,... diye uzayıp gider.

Orta Asya Türk inancına göre, insanlara gökyüzü ve yeryüzü yolculuklarında refakat eden koruyucu varlıklar kuş şeklindedir. Yükseklik, ululuk timsali kartalın, kutsal sayılması Altay kaya resimlerinden bellidir. Türkler kılıç kabzalarında bozkurt, at ve çift başlı kartal kabartma figürlerini kullanmışlardır.
Orta Asya inanışlarında ve şamanist eski Türkler de “Kartaldan türeme” inancı oldukça yaygın görülmektedir. Bu inanış efsanelerde de kendini gösterir ; Yakut Türklerinde rastladığımız bu efsane şamanın kartaldan türediğine dairdir. Yakutların, uzun direklerin tepesine çift başlı kartal yontusu koydukları biliniyor.

Ayrıca Attila’nın ordusunun sancağı üzerinde Bozkurt ile beraber kartalında var olduğu biliniyor.

Bu figür Anadolu yerleşimlerinde de kullanılmış olup bunun en güzel örneklerini Hititler’in Alacahöyük ve Yazılıkaya’daki çift başlı kartal kabartmalarında görmekteyiz.
Selçuklu Devleti de çift başlı kartal sembolünü kullanmıştır. Ayrıca Oğuz boylarının ongunlarının yırtıcı kuşlar olması da dikkat çekicidir. Türk halılarında en çok kullanılan canlı figürü kartaldır.Selçuklular zamanında yapılan Döner Kümbet(Kayseri), Hüdavent Hatun Türbesi(Niğde), Çifte Minareli Medrese (Erzurum), Yedi Kardeş Burcu(Diyarbakır) gibi mimari eserlerde çift başlı kartal figürü kullanılmıştır.

Çift başlı kartal güç ve kudretin sembolüdür. Doğunun ve batının hakimiyetini sembolize eder.

Çift Başlı Kartal sembolünü, Türkler Orta Asya kültüründen göçler ve fetihler sayesinde tüm Dünya’ya taşımıştır.

Yazan: TOLES
˙Her Hakkım Saklıdır®™

EY ŞEHİT KARDEŞİM...





Ey şehit kardeşim


Semâya hasret güvercinim

Feda etmeden destur

Bizi acılar içinde koyup ayrılmak ne ya

Ne mutlu ki sana TANRI ile buluştun

Sitem olmasın boynu bükük koymak ne ya

Ataların yüce makamında hazırdır yerin

Cümlemizin kalbinde yaran çok derin

Yakışır sana o mertebe

Sen şehit oğlusun

Göğsün dik

Çünkü imanla dolusun

Mübarek kahramanım

Şehitler alemine kavuştun

Kıskanır seni melekler

Onlarla yarıştın

Vatan için TANRI aşkına, kanınla savaştın

EY ATSIZIM
EY MEHMEDİM

Layık olduğun yere ulaştın.

NOT: Alıntıdır
Yazan: TOLES
˙Her Hakkım Saklıdır®™

VATAN VE SANCAK ADINA...



Ey uğruna yüzyıllarca savaştığımız sancak


Türk'ün yüce dileği seni yaşatmaktır ancak

Kanımızla boyandın, biz sendeniz, sen bizden

Armağansın bu ırka Atilla'dan Cengiz'den

Senden gayrı kimseye gönül verir mi zafer

Tarihler tanır seni hep cenklerde muzaffer

Sayısız ülkelerin üzerinde yükseldin

Önünde durulmayan taşıp giden bir seldin

Bazı bir düşman değil, cihanlada savştın

Bozkırlar ortasından okyanuslara taştın

Kosava'da kahraman İnönü'de kahraman

Var mıdır dünyada sana demeyen aman

Kaç hükümdar önünde teslim etti tacını

Kaç yaralı milletin verdin sen ilacını

Ödevimiz yaşatmak, seni şerefle şanla

Sancak yaşar uğruna dökülen temiz kanla

Sana kim yan bakarsa ona karşı geliriz

Sancak demek ne demek, onu biz biliriz

Yaşamayacaksın tarihle sen beraber

Taa ezelden, ebede götüreceksin haber

Her TÜRK sana borçludur, canını seve seve

Şehit haberi, bizde müjde gibidir eve

Senin için ölenler ermiştir muradına

Ahh ne tatlıdır ölmek

VATAN VATAN SANCAK SANCAK Adına.

Yazan: TOLES
˙Her Hakkım Saklıdır®™

12 EYLÜL HALEN DEVAM EDİYOR. 31 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN.








12 Eylül Darbesindeki Genç Subaylar ve Komuta Kademesindeki Subaylar Olayları militan gibi yönettiler. Bunun Hesabı Sorulmalı.




Psikolojik Harekat Dairesi`nin mimarlarından emekli Kurmay Albay Tahir Tamer Kumkale, 12 Eylül dönemine ilişkin çarpıcı bir açıklama yaptı. Darbe öncesindeki çatışmaları genç subayların yönettiğini savunan Kumkale, `Anarşi ve terör olaylarının planlayıcıları ve uygulayıcıları ve komuta kademesindekilerle birlikte sivil, bürokrat, işadamı, mit ve halktan kişilerle yapılan planları uyguladılar.
 
En önemli gerekçesi terör olan 12 Eylül darbesinin perde arkasına ışık tutan bir ifşaat da MGK Psikolojik Harekât Dairesinin mimarlarından emekli Kurmay Albay Tahir Tamer Kumkale’den geldi. Kumkale, “Anarşi ve terör olaylarının planlama ve uygulamasında çok profesyonelce olaylar dikkati çekmiştir. Bu işin içinde özel yetiştirilmiş kişilerin olduğu, bazı genç subayların bizzat anarşi ve terör olaylarının içinde militan gibi devlete karşı saldırıları yönettiği, mahkeme tutanakları ile belirlenmiştir” dedi.

General Bedrettin Demirel'in itirafı

Türkiye’de psikolojik harbin öncülerinden biri olan Kumkale’nin “Beynimizi Kimler ve Nasıl Yönetiyorlar; Küresel Güçlerin Psikolojik Savaş Yöntemleri” adlı kitabında yer verdiği ve Zaman gazetesinin haberleştirdiği bu iddia, 12 Eylül’ün önde gelen isimlerinden, şimdi hayatta olmayan emekli General Bedrettin Demirel’in “İhtilâl olgunlaşsın diye bir yıl bekledik” şeklindeki itirafıyla örtüşüyor ve birbirini teyid eden iki beyan, Türkiye’nin 12 Eylül darbesine nasıl sürüklendiğini gözler önüne seriyor.

13.09.2006


Genç subayların hesabı sorulsun



Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, Psikolojik Harp Dairesi’nin mimarlarından emekli Kurmay Albay Tahir Tamer Kumkale’nin “12 Eylül öncesi terörü bazı genç subayların yönettiği, mahkeme tutanakları ile belirlenmiştir” şeklindeki açıklamaları karşısında Cumhuriyet Başsavcısı’nı göreve çağırdı. Başoğlu, “Eğer bu doğru ise dönemin Genelkurmay Başkanı ve ihtilalin lideri Sayın Kenan Evren yargılanmalı ve hesap vermelidir” dedi.
“ÖNCE KÖRÜKLEME, SONRA KAHRAMANLIK”
Başoğlu yaptığı açıklamada, emekli Kurmay Albay Tahir Tamer Kumkale, yazdığı “Beynimizi Kimler Ve Nasıl Yönetiyorlar, Küresel Güçlerin Psikolojik Savaş Yöntemleri” adlı kitabında 12 Eylül 1980 öncesinde yaşanan terör olaylarını özel yetiştirilen bazı genç subayların yönettiklerini, körüklediklerini ve Türkiye’de ihtilal yapılmasının zeminini hazırladıklarını açıkladığını söyledi. Başoğlu, şunları kaydetti:

“Bu Anayasaya ve Cumhuriyete yöneltilmiş büyük bir suçtur. 12 Eylül 1980 ihtilalinin lideri olan Sayın Kenan Evren’in bu suçtan dolayı mutlaka yargılanması ve hesap vermesi gerekmektedir. Sayın Evren’e hâlâ bazı çevreler büyük ilgi gösteriyorlarsa bu, Evren’in Türkiye’yi anarşiden kurtardığı propagandasına dayanmaktadır. Emekli Kurmay Albay Kumkale’nin yaptığı açıklamadan anlıyoruz ki 12 Eylül öncesinde önce anarşi körüklenmiş, daha sonra ‘anarşiyi durdurduk’ diye kahramanlık yapılmıştır.”


“BÜYÜK BİR GÖREV İHMALİ VAR”

Kendisinin 12 Eylül öncesinde milletvekili olduğunu, o dönemde TBMM 2 aylık dönemlerle anarşinin önlenmesi için dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve güvenlik güçlerine görev verdiğini hatırlatan Mustafa Başoğlu, “Bu iddialardan anlaşıldığı üzere burada büyük bir görev ihmali vardır. Binlerce insan bu ihtilalin kurbanı olmuştur. İşçi haklarına geniş sınırlamalar getirilmiştir. Türkiye’nin ekonomik düzeni bozulmuş ve bundan birçok insanımız mağdur olmuştur. Böylesine önemli bir suçun işlendiği dönemde lider durumda olan Sayın Kenan Evren eğer yargılanmaz ve kendisinden hesap sorulmazsa büyük bir Anayasa suçu işlenmiş olur. Bu nedenle Cumhuriyet Başsavcısını göreve çağırıyorum.” diye konuştu.
14.09.2006


DİPNOT:
DIŞ MİHRAKLARA,PARA İÇİN VATANINI SATANLARA VE AYMAZLARA HİTABEN YAZILMIŞ VE ALINTI YAPILMIŞTR. GERÇEKLERİ 1. AĞIZDAN DUYMANIZI İSTEDİM AYNI ZAMANDA DA BUNLARI BİR YAŞAM SAYFALARININ EN ACISI OLARAK YAŞADIĞIM İÇİN İZLERLE PAYLAŞIYORUM.
DİLEĞİM YÜCE TÜRKİYEC CUMHURİYETİ DEVLETİNİN BU OLAYLARA KATILAN VE EMİR VERENLERİN HEPSİNİ BİR ÇIRPIDA BİLE OLMASA DA TEKER TEKER TEMİZLEMESİ. İSTER SİVİL,İSTER ASKER, İSTER POLİS, İSTER BÜROKRAT, İSTERSE MİTÇİ OLSUN HERBİRİNİ DEŞFRE ETMESİ DİLEĞİYLE.

DEŞİFRE OLANLAR ZATEN MEFTA OLUYOR. KENDİ ARKADAŞLARI VE BU BİLİNMEYEN ÖRGÜT TARAFINDAN. BU DA BENDEN SİZE KÜPE OLSUN.

BİLELİM, BİLDİRELİM, BİLGİLENDİRELİM SÖYLEMİM YADA SLOGANIMLA
SAYGILAR SUNARIM.
NOT:ALINTIDIR

Yazan: TOLES
˙Her Hakkım Saklıdır®™

30 Mart 2011 Çarşamba

TÜRKİYE DEVLETİ CUMHURİYETİNİN YAPMASI GEREKEN VE YAPMAYA ÇALIŞTIKLARI VEYA YAPTIKLARI VE YAPACAĞI EN BÜYÜK, BELLİ BAŞLI ÖNCELİKLİ KONULAR



                                                

TERÖRE VE DIŞ GÜÇLERE FIRSAT VERMEDEN TÜRKİYE DEVLETİ CUMHURİYETİNİN YAPMASI GEREKEN VE YAPMAYA ÇALIŞTIKLARI VEYA YAPTIKLARI VE YAPACAĞI EN BÜYÜK, BELLİ BAŞLI ÖNCELİKLİ KONULAR (ACİLEN)!!!



Yıkıcı unsurların istismar ettiği konuların başında; ekonomik sıkıntılar, sosyal yaşantıdaki dengesizlikler, çalışan kesimin sorunları, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerdeki aksaklıklar, yüksek öğrenim gençliğinin sorunları, kültür ve inanç farklılıkları, yolsuzluklar, yönetime ve yöneticiye duyulan güvenin zayıflaması, gelir dengesizliği, demokratik hakların kullanımı ve cezaevleri gibi hususlar gelmektedir.
Terör örgütleri, örgüt mensuplarının yakınlarını, öğrenci ve gençlik, işçi ve memur, gelir düzeyi az ve yaşam düzeyi düşük kesimleri hedef kitle olarak seçmektedirler.


Bu yukarıda yazılanları tümünden ve her bir sorunu temelinden düzeltip Türkiyemizin refaha kavuşması için aciliyetle önlem alması/alınması, alındıysa/alınıyorsa/alınacaksa bütün Türk Halkına Duyrulması ve Halkın desteğinin alınmasını,sağlanmasını canı gönülden dilerim.

Yazan: TOLES
˙Her Hakkım Saklıdır®™


Kayıp Bir Hıristiyan Topluluk: Nasturiler

Esra Danacıoğlu'nun Toplumsal Tarih'te misyonerlerle ilgili bir yazısını daha önce sitemizde yayınlamıştık. Kendisi bize yazısının daha gelişmiş bir versiyonunu gönderdi. Bu yazı Mardin-Musul-Hakkari Bölgesinde 1830 ve 1840'larda çalışan misyoner doktor Asael Grant (ve Nasturiler) hakkında. Bir vakitler Popüler Tarih Dergisi'nde yayınlanmıştı. Künyesi şöyle: Popüler Tarih, (Nisan 2001) Say¹:11, ss.26-31, Yayınlarlarken biraz kısaltılmış yazının tümüne yer veriyoruz.






Hıristiyanlık bir Ortadoğu dini olarak doğdu ve uzun yüzyıllar da böyle kaldı. İlk takipçiler, ilk büyük alimler ve ilk teolojik merkezler bu coğrafyadan çıktı. Antakya, Urfa, Nusaybin, İskenderiye bu dini merkezlerden bazılarıdır. Hıristiyanlığın bu ilk çağlarında Ortadoğu’da Aramice’nin farklı diyaleklerini konuşan topluluklardan bazıları bu yeni dinin takipçileri oldular ve kendilerini Suryaye, Suryoyo, Suroyeh vs. olarak adlandırdılar. Bugün bu adların etimolojik olarak “Asur” kelimesinden geldiğini gösteren bazı çalışmalar mevcut. Ancak “Asuri” kelimesinin “Süryanice” konuşan ve Kuzey Mezopotamya’da yaşayan hıristiyan toplulukları kapsayan bir genel ad olarak “keşfi” 19.yy’ın ortalarında gerçekleşti. Ninova kazıları ile popülerleşen “Asur araştırmaları” bu adlandırmanın temel nedenidir. Oryantalistlerin verdiği bu isim zaman içerisinde yaygınlığa kavuştu ve genel kabul gördü.






Hıristiyanlığın giderek Roma ve İstanbul merkezli bir Avrupa inancına dönüştüğü (kabaca 4.yüzyıl ve sonrası) süreçte Asuri/Süryani topluluklar tıpkı Ermeniler gibi ayrı kiliseler olarak örgütlenerek varlıklarını sürdürdüler. Ama zaman içerisinde Asuri/Süryani topluluklar dini ve siyasi nedenlerle birbirlerinden koptular. Temel neden Asuri/Süryani toplulukların yaşadığı coğrafyanın Bizans ve Sasani devletlerini ayıran sınırla bölünmesiydi. Böylece Doğu ve Batı Süryanileri ayırımı doğdu. Bizans egemenliğinde yaşayan Batı Süryanileri (ki bugün Süryani adı genellikle sadece bu grubu kapsar biçimde kullanılmaktadır) mezheplerinin kurucusu Yakup el Bardai’nin adına atfen Yakubiler olarak anılır oldular. Sasani topraklarında yaşayan Doğu Süryani/Asurileri ise 6.yy’dan itibaren takipçisi oldukları Nestoryos nedeniyle Nasturi adını aldılar. 16. yüzyılda Asuri topluluklar yeni bir bölünme daha yaşadılar. Bir grup Nasturi, Vatikan’a bağlanarak kadim kiliselerinden koptu ve Keldani Kilisesi’ni kurdu.






6-7.yy’dan itibaren kuzeyleri Ermeni Gregoryan, batıları Bizans-Rum kilisesi ile bloke edilen Nasturi dinadamları gözlerini doğuya çevirip Asya’nın uçsuz bucaksız steplerine dağıldılar. Nasturi misyonerler Türk illerinden geçerek Çin’e kadar ulaştılar. 1907 yılında Kuzey Çin’de bulunan ve doğu Süryanicesi ile yazılmış bir anıt 8.yüzyılda kilisesi, rahipleri patriği ve cemaati ile bir Nasturi –Çinli topluluğun varlığını ispat etmektedir.






Batı’dan Doğu’ya hıristiyanlığı taşımakla kalmayıp, Çin dışına çıkarılması yasak olan ipek kozalarını, M.S..551’de, cüppelerinin altında saklayarak Anadolu’ya getirenler de Nasturi Keşişlerdi. Bu arada Nasturilerin, bazı Türk boylarını da hıristiyanlaştırdıkları bilgisini ekleyelim. Cengizhan’ın Avrupa’daki Hıristiyan güçlere yolladığı diplomatlar Nasturi din adamlarıydı. Bu parlak dönem Müslümanlıkla da devam etti, hem Batı ve hem de Doğu Süryanileri (Nasturiler) Müslüman fatihlerin seçkin danışmanları, tercümanları oldular. Bu refah çağı, Timur’un, Anadolu’yu ve Mezopotamya’yı istilası ile sona erecek, kitleler halinde öldürülen Nasturiler çareyi Hakkari dağlarındaki ulaşılmaz köylere çekilmekte bulacaklardır. Patrikhane de aynı nedenle bu dağlara taşınacaktır. Misyonerlerin bölgede görünmeye başladıkları 1830’larda Hakkari’deki Nasturilerin toplam sayısı 50 ile 110 bin arasında oldukları tahmin edilmektedir.

NOT:Alıntıdır.
PKK KURULUŞ KONGRESİ KONUŞMALARI VE DEKLARASYONU 1978

23 Ocak 2011 Pazar

ATATÜRK DİYOR Kİ!!!



"Tarih bir gün acı içinde kıvranarak şehadete susamış

bir Türk'ten daha güçlü bir silahın olmadığını

yazmak zorunda kalacaktır."
 
                                                                       
                                    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


BY_FEi